İris Cibre: Bir kandırılma hikayesi – Yatırım Tavsiyesi Değildir – 2022

Merhaba,

Sanayii, ihracat yavaşlıyor, rekor cari ve dış ticaret açığı veriyoruz, işsizlik tekrar yükselişe geçti, enflasyon başa çıkılamayacak boyutta, bütçe sürekli açık veriyor, Avrupa hızla yavaşlıyor. Türlü zihni sinir numaralarla kur sabitlendi, dalgalı değil statik kur dönemindeyiz.
Bu yüzden, her gün tavan olan hisseler, 1 ayda piyasa değeri yüzde 16 yükselmiş borsa sürekli sosyal medya gündeminde.

Ekonomi yönetiminin, gelirini, birikimini yok ettiği vatandaşın, gözünü boyayabilmek için kalan tek kapı Borsa…

Birikimlerin borsada değer kazanması çok güzel fakat finans merkezi olma hayalindeki ülkemizin borsası için istediğimiz gerçekten bu mu? Ağırlığı yüksek 3-5 hisse ile rekor kırdırılan, yabancı yatırımcının terk ettiği, değerleme ile değil duyum, tavsiye ve yoğun işlem hacmi ile kandırılan, bugün kazanan yarın ise kaybetmeye namzet yüzbinlerle dolu bir borsa mı istiyoruz?

Sosyal medyada sürekli şişirilen, her şeyden habersiz 3 kuruş birikim yapmaya çalışanları yok etme potansiyeline sahip bir borsa mı?
Size bu şişirme işi ile ilgili bir hikayemi anlatmak istiyorum. Yatırım tavsiyesi verenleri daha iyi tanıyın diye…

Tosuncukları biz yaratıyoruz…

İlk olarak sermaye piyasalarında çalışmaya başladığımda yeni mezun, gencecik bir genç kızdım. İlk önce satış temsilcisi sonra dealer olarak çalışma hayatıma devam ettim.

Dealer olduğum dönemde çok yakın bir arkadaşım vardı.

Dealingini de ben yapıyordum, o dönemin büyük spekülatörlerindendi. Şaka değil, BİST işlem hacminin yüzde 30’unu o yapıyordu.
Aradığında dünya durur, tüm bağlı telefonlar kapanır sadece onunla ilgilenirdim.

Kulağımda 3, yanlış okumadınız 3 kulaklık vardı, hepsi fırlatılır, teke düşerdim. Öyle bir dönerdik ki piyasada, çalıştığım kurum işleme başladıktan 15 dakika sonra tabelaya girerdi. Dönmeye başladık mı, ne yaptığımızı anlamaya çalışanlarla dolardı kapının önü.

Fırtına gibi eserdik, ne günlerdi, havam 1500…

Bir gün bana dedi ki; ABC hissesini al, müşterilerine de söyle, haftaya bedelsiz haberi düşecek, götüreceğim tahtayı, büyük para yaparsın.

Gözlerim parladı, hem ben para kazanacaktım, hem de yatırımcıya kazandırıp büyük sükse yapacaktım.

Hemen başladım yatırımcıları aramaya, sadece ikisi kabul etti almayı.

Biri piyasada en eskisi, en bilgilisiydi, bana da güveni tamdı, ne de olsa hiç kazık yememişti.

Tamam dedi, dal tahtaya, 2 kademe kaldırdık, baktık üzerimize mal yiyoruz, sürekli satış geliyor, yine de korkma, devam et dedi.

Ellerim terlemeye başlamıştı, ne oluyordu ki? En yakın dostlarımdan biri bana tahtayı götüreceğini, para kazandıracağını söylemişti ama tahtada beni yalnız bırakmıştı.

Fakat o da ne? Tahtada satan kurumu gördüğümde gözlerim büyüdü. Olamaz dedim, olamazdı, arkadaşımın satış bacağı kafama mal çakıyordu (benim alımlarım onun satışlarıydı).

Hemen arkadaşı aramaya başladım, birinci çalışta telefonumu açan adam yer yarılıp içine girmişti sanki. Şirketini aradım, yok dediler, mesaj bıraktım, dönen yok…

Ağlamaklı sesle, malın pazarlandığı müşteriyi aradım, kandırıldık dedim.

Allah’tan adam akıllıydı, o da duymuştu bedelsiz haberini, “yeme bunları İris, elimizdeki malı alıp tekrar yukarı çekecek tahtayı, yat tahtanın altına, ne gelirse al, söyle o adama da tahta artık benim, tabana kadar versin hepsini alacağım, tek lot da satmayacağım” dedi. Aynen yolladım mesajı, bir anda deli gibi telefonum çalmaya başladı, oydu.

Saatlerdir ulaşamadığım adam, durmadan beni arıyordu, mesajlar atıyordu. Çıldırmış gibiydi. Tüm planları bozulmuştu. Bir daha açmadım telefonunu, ertesi hafta bedelsiz geldi, malımızı ufak bir kârla sattık çıktık, bu hatam yüzünden 2 önemli müşterimden oldum havam 1500 olacağına 1 oldu iyi mi…

Tosuncukları biz yaratıyoruz, neden mi?

Çünkü onlara güvenmeyi, söylediklerini dinlemeyi biz seçiyoruz.

Yazının tamam burada.


Umuyoruz ilginizi çeken, güzel bir içerik sunabilmişizdir.

Yorum yapın